İçeriğe geç
Amasya Söz
İlişkiler

Affetmek nedir, ne değildir? İlişkilerde yanlış anlaşılan kavram

Affetmek onaylamak, unutmak ya da ilişkiyi eski hâline döndürmek değildir. Öncelikle kişinin kendi iç durumuyla ilgili bir karardır.

Aylin Koral 3 dk okuma

Affetmek, hakkında en çok konuşulan ama en az anlaşılan kavramlardan biridir. Kimileri için zayıflık işaretidir; kırılan kişinin geri adım atması, olan biteni hafife alması anlamına gelir. Kimileri içinse ahlaki bir zorunluluktur; iyi insan affeder, mesele kapanır. Bu iki uç da affetmenin ne olduğunu anlatmakta yetersiz kalır. Çünkü affetmek ne bir teslimiyet ne de bir görevdir; öncelikle kişinin kendi iç durumuyla ilgili bir karardır.

İşe, affetmenin ne olmadığını sıralayarak başlamak daha kolaydır. Affetmek, olanı onaylamak değildir. Yaşananın yanlış olduğu gerçeği yerinde durur. Affetmek, unutmak da değildir; hafıza silinmez, silinmesi de gerekmez. Affetmek, ilişkiyi eski hâline döndürme sözü vermek değildir. Ve en önemlisi, affetmek karşı tarafın hak ettiği bir ödül değildir. Bunların hepsi ayrı ayrı kararlardır ve affetmekle otomatik olarak gelmezler.

Kırgınlığın taşıdığı yük

Bir haksızlığın ardından ortaya çıkan öfke, çoğu zaman koruyucu bir işlev görür. Sınırın çiğnendiğini bildirir, kişiyi ayağa kaldırır. Ancak bu duygu uzun süre taşındığında iş değişir. Öfkeyi canlı tutmak sürekli bir zihinsel çaba gerektirir. Olay tekrar tekrar hatırlanır, konuşma zihinde yeniden kurulur, söylenemeyen cümleler prova edilir. Bütün bunlar bugünden alınan bir vergidir.

Burada sık düşülen bir yanılgı vardır: kırgınlığı bırakmanın, karşı tarafı serbest bırakmak olduğu düşünülür. Oysa pratikte durum çoğunlukla tersidir. Kırgınlığı taşıyan kişi, olayı her hatırladığında acıyı yeniden üretir; karşı taraf ise bundan çoğu zaman habersizdir. Affetmenin en somut kazancı, bu tekrarın durmasıdır.

Zamanı gelmeden olmaz

Affetmenin en çok zorlandığı nokta zamanlamadır. Yeni yaşanmış bir kırılmada "artık bırak" telkini, iyileşmeyi hızlandırmaz; genellikle duyguyu bastırır. Bastırılan duygu kaybolmaz, yer değiştirir. Bir süre sonra başka konularda beliren huzursuzluk hâline gelir. Bu yüzden erken affetme çabası çoğu zaman sahte bir barış üretir.

Gerçek affetme, duygunun tam olarak tanınmasından sonra gelir. Kişinin ne hissettiğini kendine dürüstçe söylemesi, kaybın büyüklüğünü kabul etmesi gerekir. Bu aşama atlanırsa, üstü örtülen mesele ilk fırsatta yeniden açılır. Kimi zaman bu tanıma süreci aylar alır. Aceleye getirmemek, sürecin bir parçasıdır.

Karşı taraf olmadan da mümkün mü

Affetme çoğu zaman bir özürle birlikte hayal edilir. Ama hayat her zaman bu düzeni sunmaz. Karşı taraf yanlışını görmemiş olabilir, uzaklaşmış olabilir, artık hayatta olmayabilir. Bu durumlarda affetme imkânsız hâle gelmez; sadece tek taraflı bir işe dönüşür. Kişi, beklediği özrün gelmeyeceğini kabul eder ve buna rağmen taşımayı bırakmaya karar verir. Bu, en zor ama en özgürleştirici biçimidir.

Öte yandan özür geldiğinde de iş bitmez. Kelimelerle onarılan şey, davranışla sürdürülmezse yeniden çöker. İçtenlikle söylenmiş bir özrün ardından değişmeyen bir tutum, kırgınlığı ilkinden daha derin hâle getirir. Bu yüzden affetme kararı verilirken bakılması gereken şey söylenenden çok yapılandır.

Affetmek ile devam etmek ayrı şeylerdir

Bir kişiyi affetmek, onunla eskisi gibi yakın olmayı gerektirmez. İnsan birini affedip yine de mesafeyi koruyabilir. Hatta bazı durumlarda sağlıklı olan budur. Affetme içeride olan bir şeydir; ilişkinin devamı ise dışarıda, karşılıklı verilen bir karardır. Bu ikisini birbirine karıştırmak, insanları ya gereksiz yere kapıyı kapatmaya ya da güvenli olmayan bir yakınlığa geri dönmeye iter.

Bu ayrımı yapabilmek, insana ilişkilerinde daha geniş bir hareket alanı verir. Çünkü tek seçenek "her şeyi unutup devam etmek" ile "ömür boyu küs kalmak" arasında sıkışmaktan çıkar. Arada pek çok ara durum vardır: eski yakınlıkta olmayan ama saygılı bir ilişki, yılda birkaç kez görüşülen bir bağ, ya da sessizce sürdürülen bir iyi niyet. Bunların hepsi meşrudur.

Sonuçta affetmek bir an değil, bir yön seçimidir. Bazı günler geri dönülür, olay yine canlanır, öfke yeniden belirir. Bu, sürecin başarısızlığı değil doğal seyridir. Önemli olan, o hikâyeyi anlatmanın giderek daha az enerji istemesidir. Bir gün insan olanı hatırladığında, içindeki sıkışmanın yerini yalnızca bir bilgi aldığını fark eder. Affetmenin tamamlandığı yer orasıdır.

Paylaş: Facebook X WhatsApp